Kapadokya bölgesi 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasan Dağı ve Güllü Dağı'nın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgârla aşınmasıyla ortaya çıktı. Başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılır.
Kapadokya, doğa ile tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar peri bacalarını oluştururken insanlar da bu kayaların içine evler ve kiliseler oymuş, onları fresklerle süsleyerek binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini bugüne taşımıştır. Paleolitik döneme uzanan yerleşimin yazılı tarihi Hititlerle başlar; bölge, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir.

MÖ 12. yüzyılda Hitit İmparatorluğu'nun çöküşüyle geç Hitit krallıkları bölgeye egemen olur; bu dönem MÖ 6. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adının Pers dilinde "Güzel Atlar Ülkesi" anlamına geldiği kabul edilir. MÖ 332'de Büyük İskender Persleri yener ancak Kapadokya'da büyük bir dirençle karşılaşır ve Kapadokya Krallığı kurulur. M.S. 17'de son Kapadokya kralının ölümüyle bölge Roma'nın bir eyaleti olur.
M.S. 3. yüzyılda Kapadokya'ya gelen Hıristiyanlar için bölge bir eğitim ve düşünce merkezine dönüşür. Derin vadiler ve volkanik kayalara oyulan sığınaklar, baskılardan kaçanlar için güvenli bir alan oluşturur. 4. yüzyıl "Kapadokya Babaları"nın dönemidir; İkonoklazm yıllarında (726–843) ikon yanlıları bölgeye sığınır ve manastırlar gelişir.
11. ve 12. yüzyıllarda Kapadokya Selçuklu Türklerinin eline geçer; Selçuklu ve ardından Osmanlı döneminde bölge huzurlu bir dönem yaşar. Bölgedeki son Hıristiyanlar, 1924–26 yıllarında Lozan Antlaşması gereği yapılan mübadeleyle arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya'dan göç eder.

